Suudi ve Katarlılardan Clinton’a şaşırtan bağış!

113

Glenn Greenwald ismini uluslararası çapta haberleri takip eden hemen herkesin duymuş olduğunu düşünüyorum. Hatta öyle değilse duyulmuş olması gerekirdi gibi iddialı bir cümle kurabilirim. Greenwald, bağımsız duruşu ve hiç yitirmediği o “gazeteci merakıyla” ve tabi başarılı bir araştırmacı kumaşına sahip olması hasebiyle işini layıkıyla icra eden bir gazeteci. Günümüzde küresel çapta ilgi gören birçok sansasyonel meselenin peşine düşüp derinlere inmekten kaçınmayan ve gazetecilik başarısı denebilecek birçok işe imza atmış biri. Hadi onun ismini duymadıysanız dahi, eminim ki, yaptığı işlerden haberdarsınızdır. En büyük misali Wikileaks… Kendisi uzun süredir ise Brezilya’daki yönetimin bürokratik bir darbeye maruz kalışının peşine düşmüş durumda ve dünya kamuoyunu ortada küresel çapta bir demokrasi tiyatrosunun oynandığı yönünde bilgilendirecek faydalı yayınlara imza atıyor.

Glenn Greenwald’a övgülerle girizgâh yapmamın sebebi, bu yazıda malzeme olarak kullanacağım yazının bizzat sahibi olmasıdır. Zira Greenwald’un yazısını doğrudan çevirmek yerine önemli kısımlarını vurgulayıp yorumla karışık bir kompozisyon kurmaya karar verdim. Ancak evvelâ benim yazımın esasını teşkil eden yazının sahibinin nasıl bir profile sahip olduğunu belirtmem mühimdi. Şimdi Greenwald’ın yazısına konu olan ayrıca Hillary Clinton’ın hastalığı sebebiyle kampanyasına ara verdiği bu dönemde onun adına sahaya inen Obama’nın da çok yakınlarda övgüler dizdiği Clinton Foundation’dan kısaca bahsederek başlayalım:

Hikmeti Kendinden Menkûl Bir “Hayır Kuruluşu” Olarak Clinton Foundation

Clinton ailesinin “hayır kuruluşu” olan Clinton Foundation’ın etrafını saran soruların irdelenmesi, bizlere küreselpolitik ilişkilerini okumak açısından çok şey katacaktır. Sebebi ise Clinton ailesinin uzun yıllardır dünyanın süper gücü ABD’nin yönetiminde en büyük koltuklara sahip olurken küresel müesses nizamın bir ögesi olarak hangi küresel ilişki ağlarına girip hangi meselelere doğrudan bulaştığını irdelemek için Clinton Foundation bağışçıları ve faaliyetlerinden bir yol haritası çıkarılabilecek olmasıdır. Ancak derine inme işini Greenwald gibi bu meselenin uzmanlarına bırakıp şimdilik elimizden geleni yapmak, yani derine inebilen araştırmacıların bizlere sunduğu malzemeyi sizlere aktarmak görevini ifa etmekle yetinmek durumundayız. Sadece Greenwald’ın yazdıklarına bir arka plan oluşturması için iki noktayı kısaca vurgulamak isterim:

Birincisi, Clinton Foundation1 küresel yoksulluktan iklim değişikliğine, sağlıktan kadınlara kadar geniş bir yelpazede faaliyetler yapıyor. İyi hoş yapsın tabi ancak şunu da göz önünde bulundurmamız lazım, “yardım kuruluşları ve düşünce kuruluşları” makro siyasi ajandalar yürüten siyasi liderlerin/odakların kendi ajandalarını yahut döndürdükleri dolapları perdeleme amacıyla kullanılabilir. Bu yol, çağımızda sıkça rastlanabilen bir yöntemdir. Detaya girmeden en iyi bilinen birkaç örneği sayabiliriz: Açık Toplum Vakfı’nın dünyanın farklı yerlerindeki politik dönüşümleri tetikleyici gücü, Tony Blair ve ailesinin aynı Clinton gibi kendi adına yürüttükleri sivil toplum/düşünce kuruluşları yahut ABD’deki İslamofobiyi ve savaşı körükleyici bazı sözde düşünce kuruluşları…

İkincisi nokta ise Hillary Clinton’ın bir siyasetçi olarak profili… Değer tanımaz bir siyasi pragmatizmin ve politik ihtirasların ufkuna doğru kanat açabilmek için her türlü omurgasızlığın, yalanın, entrikanın inşa ettiği bir profil… Nitekim bugün Donald Trump gibi bir “felaket adaya” karşı “el mahkûm” Clinton’ı desteklediğini söyleyenlerin sayısı bu kadar fazla ise, “Trump’a rağmen Clinton’a oy vermeye elim gitmiyor” diyenlerin sesi hiç de az sayılmayacak bir miktarda çıkıyorsa, uluslararası politik arenanın birçok aktörü; Clinton’a Trump’a kıyasla daha az güven duyuyorsa bunların sebebi işte Hillary Clinton’ın şu ana kadar çizdiği siyasi profildir. Kendisi ve onun destekçileri de bu yoğun antipatinin ve güvensizliğin farkında olacak ki haftalardır, Trump gibi yüzde 10’a yakın oy farkı atılması muhtemel olan bir başkanlık adayına karşı kaybetme endişesi taşır bir hâlleri var.

Velhasıl, en azından bu iki noktayı belirtmek istedim çünkü Greenwald’ın Clinton’a ve onun “hayır kurumuna” dair sorgulamalarına bu iki noktayı akılda tutarak bakınca taşlar daha fazla yerine oturuyor. Evet, Greenwald’ın sorusuna geçelim:

“Suudi Rejimi ve Diğer Körfez Tiranları Neden Clinton Foundation’a Milyonlar Bağışlıyorlar?”2

“Clinton Foundation’ın etrafını saran birçok çelişki medyanın daha çok dikkatini çekerken Clinton’a sadık gazetecilerin taktiği, kurum tarafından yapılan hayır işlerinin altını çizmek. James Carville, Clinton Foundation’ı eleştirenlerin “cehenneme gideceğini” ilan etti. (Sözü kesip araya gireyim. Greenwald’ın refere ettiği gazeteci James Carville oldukça ilginç bir profil. Clinton ailesine yakınlığı Bill Clinton’ın başarıyla sonuçlanan başkanlık kampanyasının stratejisini çizdiği vakte kadar uzanıyor. ABD medyasında oldukça etkili olan Carville ilgi çekici bir biçimde İngiltere’de Tony Blair, İsrail’de Ehud Barak’ın kampanyalarında da stratejist olarak yer almış. Yetmemiş, Bolivya’daki başkanlık seçimlerinde aday olan işadamı Gonzalo Sánchez de Lozada’ya da desteğe gitmiş)
Tartışmasız, Clinton Foundation bazı iyi işler yaptı. Fakat gerçek şu ki mevcut derin etik problemlerin ve o işler için lazım olan fonlar sağlanırken ortaya çıkan yozlaşmanın yapılmış hayır işleriyle açıklanabilecek çok az yanı var. Hillary Clinton, Amerika’nın en baş diplomatı iken Suudiler ve Katarlılar gibi tiranik rejimler, onun ailesi tarafından ve kendi isimlerine yürütülen organizasyona on milyonlarca dolarlık bağış yaptı. Bu bağışların sadece muhtaç insanlara yardım etmek için yapıldığı iddiası bırakın herhangi bir ciddi sorgulamayı, şaka testini dahi geçmez… Teoride öyle söylense de dünyanın en baskıcı rejimleri arasında yer alan bu devletlerin, Clinton Foundation’ın yaptığı hayır işlerine derinden inandığı için bağış yaptıklarına yeryüzünde inanacak bir insan dahi var mıdır? “

Greenwald yazısına böyle bir sorgulamayla giriyordu. Gerçekten de Körfez rejimlerinin yolladığı yardımların salt hayır işleri amaçlı olduğunu söylemek fazla safdillik olurdu. Nitekim siyasi ilişkilerin gerçekliği bağlamında hiçbir yerde böyle bir duru niyet beklenemeyecek olsa dahi üç bakımdan Clinton Foundation’a gelen bağışlar ekstra dikkat çekici: Birincisi; bir işadamı, şirket yahut sivil toplum kuruluşu kanalıyla gelen bir bağıştan değil, doğrudan bir devletten başka bir devletin en üst kademesinde yer alan bir üst düzey politikacının adına yürütülen organizasyona gelen bağışlardan bahsediyoruz. İkincisi, organizasyonun yürüttüğü kimi faaliyetlerin hiç de onları finanse eden Arap rejimlerinin ajandasına uyan işler gibi gözükmemesi. Üçüncüsü de de bağışların “hatırı sayılır” miktarlarda oluşu. 2014’te gelen bağışlarda Suudi rejiminden gelen bağışın 25 milyon dolara varabileceği söylenmekte. Kaldı ki doğrudan rejim organlarından olmasa da Suudi prenslere ait Suudi Arabistan’ın Dostları gibi kurumlardan gelen ekstra milyonlarca dolarlık destekler bu miktara dâhil değil. Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Brunei Sultanlığı ve Kuveyt’ten de 5-10’ar milyon arası değişen miktarlarda bağış geldiği yine Greenwald’ın yazısında belirtilmekte. Neticede, ortada 100 milyon dolara yaklaşan bir bağış miktarı söz konusu.

Hâliyle Greenwald da bu denli büyük miktarların Clinton Foundation’a akıtılmasının ardından şu haklı soruyu soruyor: “Katar ailesi yahut Emirlik şeyhleri, Clinton Foundation’a milyonlarca bağışı gerçekten yoksulluğu sona erdirmek arzusuyla mı yapıyor? Peki öyleyse bu denli büyük miktarda paralar neden Clinton ailesince “savunulan” bu hayır işlerini yapan birçok diğer hayır kuruluşuna değil de buraya akıtılıyor? Bu rejimler, gizemli bir şekilde milyonlarca doları başka yere değil fakat bilhassa Clinton Foundation’a aktarmak konusunda çok motive olmuşa benziyorlar. Bunu neyle açıklayabiliriz?”
Bu basit fakat mühim sorunun ardından ise Clinton taraftarlarının bu soruya cevap mahiyetindeki yaklaşımlarından bahsediliyor:

“Körfez’deki tiranların Clinton Foundation’a bu bağışları yürekten yaptığını öne sürmeye isteksiz olan bazı Clinton taraftarları bir başka taktiğe başvuruyor: Bu bağışların belli yerlere ve “iyiliklere” erişimi sağlamak amaçlı olduğunu kabul edip yine de bunu karşılığında herhangi bir taviz verildiğinin kanıtlanamayacağını söylemek. Bir başka deyişle bu rejimler kandırılıyor. Milyonlarca bağış yaparak her tür “iyiliğe” erişebileceklerini düşünüyorlar ancak Hillary Clinton onların beklentilerini karşılamak için fazla dürüst ve halka hizmete düşkün.”

Bu tarz bir argümana ikna olmak için de saf olmak lazım… Nitekim Greenwald’ın da yazının devamında belirttiği gibi, Clinton Foundation’a bağış yapan rejimlerin Clinton’ın Dışişleri Bakanlığı döneminde bazı “özel erişimler” sağladığı ve “son derece kendi lehlerine muamele” gördüğüne dair kanıtlar daha önceleri bazı gazetecilerce ortaya sürülmüştü. Greenwald’ın yazısının bağlamından kopmamak adına, yazıda daha detaylı olaak değinilmeyen bu meselede ben de daha derine inmiyorum ancak ABD iç politikasını yakından takip eden bir uzmanımızın (Levent Baştürk gibi) sadece bu meseleye eğilen bir yazı yazması hepimiz için faydalı olurdu şüphesiz…

Asıl konu Körfez rejimlerinden Clinton’a gelen muazzam bağışlar olsa da Clinton Foundation’ın bankacılık devi (son büyük ekonomik krizin baş sorumlularından vahşi kapitalist diye de biz not düşelim) Goldman Sachs gibi odaklardan da yüksek miktarlarda bağış aldığını biliyoruz. Yani özetlersek, başta kendi milyonlarca vatandaşı olmak üzere küresel çapta finans oyunlarıyla geniş kitleleri adeta soyup soğana çeviren Goldman Sachs gibiler “yoksulluğu ortadan kaldırmak için çabalayan” Clinton Foundation’a, hayır için, milyonlarca dolar gönderiyor. Bunu dikkate alan Greenwald, yazının son kısmında ise esasında Amerikan iç politik müktesebatını ilgilendiren bir tartışmaya direksiyonu kırıyor: Siyasi kampanya finansmanı reformu.

Bu husustaki detaylar uzaktaki bizleri çok ilgilendirmese de ilkesel bir tartışma olması açısından bizlerin de bu tartışmaya bigâne kalmamamız önemli. Zira her ne kadar Türkiye’deki seçim kampanyası finansmanı çerçevesi ABD’dekinden çok daha dar olsa da mevcut siyaset-iş dünyası-dış bağışlar üçgeninde içimize kurt düşüren birçok meselenin var olmadığını söyleyemeyiz. Ayrıca olası bir başkanlık sistemine geçişte başkanlık seçimi kampanyasına ait finansman kuralları da baştan yazılacaktır. Velhasıl yazıdaki tartışmanın temel sorusu olup bizim de üzerinde düşünmemiz gereken soru şu: Şayet Clinton Foundation’a yapılmış bağışların doğrudan Clinton’a menfaat sağladığı ispatlanamasa dahi Clinton’ın devletin en yüksek kademesinde görev alırken elindeki yetkileri ne denli “o bağışçıların” lehine kullanacağını nasıl bileceğiz? Her şeyin belgeli ispatı olmasa da bu girift ilişkinin neticesinde Clinton’ın kafasından geçen politikaların “bağışlar” neticesinde ne yönde etkilendiğini nasıl tespit edeceğiz? Nihayet, siyasi liderlere bu tip dolaylı faydaların sağlandığı durumları nasıl okuyup ilkelerin sınırını nasıl çizeceğiz?

Bu soruların üzerinde layıkıyla durulmazsa Greenwald’ın belirttiği gibi, “bu bağışların nasıl kullanıldığı önemli, nihayetinde bu pragmatik bir ilişki” diyerek olanları açıklama taktiğinin doğuracağı neticelerin ne denli zehirli olabileceğinin üstü örtülmemeli. Aksi takdirde düne kadar Cumhuriyetçilerin içine girdiği bu tip ilişkileri şiddetle eleştiren, Trump’a da bu doğrultuda ithamda bulunan Demokratların içine düştüğü çelişkilere düşmek kaçınılmaz olur.

1) https://www. clintonfoundation. org

2) https ://theintercept .com/2016/08/25/why-did-the-saudi-regime-and-other-gulf-tyrannies-donate-millions-to-the-clinton-foundation/

Kaynak: Deniz Baran / Dünya Bülteni

BİR SONRAKİ HABER İÇİN AŞAĞI KAYDIRINIZ...

Önceki İçerikAB’nin Türkiye korkusu: Sınırımıza asker yerleştirecekler!
Sonraki İçerikÜcretsiz değişim için son 3 buçuk ay